Kampanyamıza Katılan Akademisyenlerin Görüşleri

2 Mart "AKP'yi İstemiyoruz" Mitinginden



Prof. Dr. Nezhun Gören (Yıldız Teknik Üniversitesi Biyoloji Bölümü Başkanı)

Ülkenin gidişi meydanda. Emperyalizme teslim olmuş vaziyette. Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesinden tamamen kaydırıldı. Artık Türkiye bağımsız değil. Tekrar kapitülasyonlara döndük. Tekrar Osmanlı'nın son dönemini yaşıyoruz adeta ve tekrar ikinci bir Kurtuluş Savaşı'nın başlatılması gerekiyor. Bu düşüncelerle, bu bilinçle buradayız. Ben bu tip mitinglere gitmeye çalışıyorum. İlk defa bu kadar genci bir arada gördüm ve bu bana büyük umut verdi. Çünkü hep biz 50'likler 60'lıklar olarak katılıyoruz. Fakat bakıyorum burada çok sayıda genç var, bu bana umut verdi.

Prof. Dr. Ahmet Süerdem (İstanbul Bilgi Üniversitesi, İşletme Bölümü öğretim üyesi)

AKP'nin birilerinin göstermeye çalıştığı gibi ezilenleri temsil etmediğini, AKP'ye karşı olanların elitler, seçkinler olmadığını, tam tersine ezilenlerin AKP'ye karşı olması gerektiğini göstermek için geldik. Türbanın bir özgürlük sorunu olmadığını, eğer ki türban tek başına kılık-kıyafeti özgürlüğü kapsamında değerlendirilecekse o zaman gamalı haça da özgürlük, beyaz bereye de (Hrant Dink'i vuran Ogün Samast'a atfen) özgürlük, Ku Klux Klan kıyafetlerine de özgürlük demek gerekir. Özgürlük ancak bir bağlam içinde anlamlıdır.

Bundan sonra ne olacağıyla ilgili bir şey söylemek zor, bize bağlı. Yapıp göreceğiz.

Düzce Üniversitesi'nden bir öğretim üyesi

Üniversitelerimizi dinci faşistlere teslim etmemek için buradayız. Türbanın özgürlükle ilintili olmadığını, bizi çağın gerisine götürecek bir uygulamanın özgürlükler kapsamında değerlendirilemeyeceğini, bu anlamda bütün sol çevrenin kendisine bir çeki düzen vermesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Buraya katılmayanlar babında bu durumun iyi sorgulanması gerektiğini, katılmayanları kınadığımı eklemek isterim.

Düzce Üniversitesi yeni kurulmuş bir üniversite. Düzce muhafazakâr bir yer ve çok büyük bir mahalle baskısı altındayız. Senatodan yasağın devam ettiği kararı çıktı. Ama rektörlük üzerinde büyük bir baskı var. Daha önceden yönetim kadrolarına yerleştirilmiş Büyük Birlik Partisi ve her türlü dinci gericiliğin unsurları olan yöneticiler var. Üstümüzdeki baskı çok büyük. Ama buna rağmen türbana karşı 20 civarında imza toplanabilmiştir. Diğer taraftan 25-30 arası türban serbest bırakılsın da çıkmıştır. Düzce, Van ve Diyarbakır'dan gelen gerici öğretim üyelerinin konaklama ve Türkiye'ye dağıtım yeridir.

Uzunca bir süre ılımlı İslam projesinin kendini besleyeceğini düşünüyorum. Akıllıca hareket etmeye çalışıyorlar. Sonuçta arkasındaki güç belli: ABD. Solun organizasyonu çok zayıf. Belki de aklımız başımıza gelir ve geniş bir cephe oluştururuz. Hedefe AKP'yi yerleştirdiğimiz. Çok güzel bir eylem, daha da geniş olmalıyız. Vebali katılmayanların boynuna.

Kampanya sürecinde alınan görüşler


"AKP ile MHP'den özgürlük değil gericilik gelir"

Doç. Dr. İlhan İkeda (Bilgi Üniversitesi)

AKP ile MHP'nin yürütmekte olduğu kampanyanın özgürlük adına olduğuna inanmıyorum. Bu adamlar, özgürlük adı altında, inanç özgürlüğü kavramına sığınarak kendi görüşlerini topluma dayatmak, toplumu iyice gericileştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Üniversitelerde pek çok kişi bu gelişmelere karşı, ki zaten akademinin konumu da bu olmalı. Üniversitenin de, toplumun da gericileştirilmesine karşı durmak, karşı bir basınç oluşturmak gerekiyor. Ben bu imza kampanyasının, üniversitelerde ne kadar çok kişinin gelişmelere karşı olduğunu göstermesi açısından önemli bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

"Din özgür olsun, köşeyi dönmek özgür olsun"

Prof. Dr. Mine Anğ Küçüker (İstanbul Üniversitesi)

Öncelikle, üniversitelerin insanların inancını serbestçe "yaşayabilecekleri" bir yer olmadığını düşünüyorum. Üniversitede inanç dahil her şeyi tartışabilirsiniz, ancak inancın yaşanması için dışarıda olması gerekiyor. İkincisi, "özgürlük" deniyor ve benim buna itirazım var, zira ben başını örten insanların özgür olduklarını düşünmüyorum, dolayısıyla özgür olmayan insanların özgürlüğünü savunmanın o insanlara karşı da olumsuz bir tavır olduğunu düşünüyorum. İnsanın en önemli değer olduğu, tek değer olduğu akademide, özgürsüzlüğün özgürlüğü savunulamaz.

Liberaller kadar iyimser olmadığımı söylemeliyim. Bence süreç çok tehlikeli bir noktaya; "din özgür olsun, köşeyi dönmek özgür olsun, başka hiçbir şey özgür olmasın" düşüncesinin dayatılacağı noktaya doğru gidiyor. Ve maalesef aydınlarımız dediğimiz kişiler de bu sürece destek veriyorlar. Ortalama eğitim süresinin dört yıl olduğu, eğitim sisteminin baştan sona bir felaket halde olduğu ülkemizde, bu yaşananların nelere yol açacağını, açmaya başladığını görüyoruz. Üstelik AKP, bu sürecin başlangıcı değildir. AKP elli yılı aşkın süredir yürütülen politikaların bir sonucudur. Bu meseleye bireysel insan hakları penceresinden bakıldığında, türban çok masum görünüyor. Ancak, türbana özgürlüğü savunan herkesin, bir zahmet, bütün bir siyasal örgütlenmeyi, bütün bir ekonomik örgütlenmeyi, tarikat ilişkilerini, cemaatleştirilen toplumu da görmesi gerekiyor. Madımak otelinde aydınların yakıldığı bir memlekette, her ramazanda oruç tutmadığı için dövülen, öldürülen insanların olduğu bir memlekette, tarikatların siyaset ve ekonomide bu denli etkin olduğu bir ülkede türbanı bir kişisel hak ve özgürlük meselesi olarak görmek siyaseten cehalettir, cehalet değilse de kötü niyettir.

"Aymazlığa düşmemek gerekiyor!"

Prof. Dr. İzzettin Önder (Boğaziçi Üniversitesi)

Türbanla ilgili birçok şey konuşuluyor ama tarikatlar, cemaatlar kapatılsın diye bir tartışma söz konusu değil. Din dersleri kültür dersleri olarak okutulmalı diye tartışan yok.

Başörtüsü bu şekilde eğitim sistemine hakim olacak, tarikatlar hakim olacak. Tarikatlar üniversitelerde kız öğrencilere para karşılığı türban takmalarını dahi teklif edebilecek. Tarikatlar ta Güney Afrika'da gidip okullar açıyor. İşsizlik, yoksulluk varken türban takılması, özgürlük oluyor.

Türban bir sembol. Bu açık olmayan bir ideolojinin de simgesidir. Örneğin böyle bir ideoloji ile faizi, ekonomik sistemi tartışamazsınız. Bu o kişinin görüşü olabilir ancak o kişi size faizin haram olduğunu söylediğinde bunu açık bir şekilde tartışmanız mümkün olmaz.

Aymazlığa düşmemek gerekiyor. Bu tartışmalar, şeriata doğru sürüklenmenin simgesidir. İslamcılaştırma, ülkenin şekil değiştirme sürecidir.

"Toplumu ortak aklın yoluna çağırıyoruz."

Prof. Dr. Erendiz Atasü (emekli öğretim üyesi, yazar)

Kamusal alan hiçbir inanç sisteminin kendisine ait simgelerle ağırlığını koyup baskısını hissettireceği bir sahne değildir. Dinin ve ibadetin yeri bireyin özel yaşamı ve özel alanıdır. Aksi halde toplumsal barışın güvencesi olan laik ortamı korumak mümkün olmaz. Bu, bir kuruntu değildir ve 1980'ler ile 1990'ların başlarında üniversitelerimizde yaşanmış esef verici olayların acı tecrübesiyle sabittir. Üstelik bugün, artık birer siyasi ve ayni zamanda sermayeci örgüt haline tırmanmış tarikatlar her zamankinden güçlüdür.

1980'lerde küresel emperyalizmin Yeşil Kuşak politikası gereği ülkemize ve kadınlarımıza dayatılan, Türkiye müslümanlığında yeri olmayan bir giyim biçimine ne yazık ki o dönemde politikacılarımız ve kimi bilim insanlarımız doğru teşhis koyamamışlar, kadını insan altı bir varlık olarak görmeyi ve göstermeyi hedefleyen bir düzenlemeyi bireysel özgürlük kapsamında inceleme basiretsizliğini göstermişlerdir. Bu gün aynı oyun, BOP projesi adına sürdürülmektedir. Siyasetçiler ve bilimciler adına aynı gafletin sürdürülmesi ise ne yazık ki daha da vahim sonuçlara gebedir.

Üniversitelere hiç danışılmadan, onları yakından ilgilendiren bir konuda, Anayasa Mahkememizin ve AİHM'nin kararlarını hiçe sayarak gidilen yeni düzenlemelere, salt Meclis çoğunluğuna dayanarak hukuki bir kisve verme çabası, üniversite özerkliğini ayaklar altına almakla kalmaz, ne yazık ki tek parti diktatoryasına yönelişte büyük bir adım oluşturur.

Birinci görevi düşünmek olan üniversite mensuplarının, toplumu ortak aklın yoluna çağırmaları doğal bir ödevdir.

"Türban Amerikan işgalinin kolaylaştırıcısıdır."

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler (Ankara Üniversitesi)

Öncelikle, türban tartışmalarını bir talihsizlik olarak değerlendirdiğimi söylemeliyim. Türbana ilişkin tavırlar iki gerekçe çerçevesinde toplanıyor. Bir tarafa göre türban, bireysel bir hak ve özgürlük sorunudur, dolayısıyla bu hak ve özgürlük, kullanmak isteyen kişilere tanınmalıdır. Benim de savunduğum diğer görüş ise, türbanın bir siyasal ilke sorunu olduğu yönündedir. Bu anlamda Türkiye'de türban, Afganistan'daki burkanın temsil ettiğinden farklı bir şey temsil etmemektedir ve nasıl burka Afganistan'da ABD işgalinin kolaylaştırıcısı ve simgesi ise, türban da aynı gücün Türkiye'ye yönelik işgalinin yolunu açan, onu kolaylaştıran bir simgedir.

Türban sorunu siyasal bir ilke sorunu olduğu için, çözümü de diyalog ve uzlaşmada bulunamaz. İnsanlar çok konuda uzlaşabilir, her konuda diyalog kurabilirler ancak insanlar ilkelerde uzlaşamazlar, çünkü ilkelerin kendisi uzlaşmazdır. Eğer türban Amerikan emperyalizminin Türkiye'yi işgal etmesini sağlayan araçlardan biri ise, bunun pazarlığı, uzlaşması, veya diyalogu kurulamaz; ancak bu güce karşı mücadele edilebilir. Laik devlet ve laik yaşama dair bir sorun olarak ortaya çıkan türban, aynı zamanda Türkiye'nin sömürgeleştiriliyor olması meselesinin de bir parçasıdır. Dolayısıyla laiklik tartışmasının gözle görünen boyutunu oluşturan türban sorunu, aynı zamanda Türkiye'nin tam bağımsız olmaması sorununun da bir parçasını oluşturmaktadır.

Türban üzerinden yürümekte olan, karşı devrimdir. Türbanın simgelediği sömürgeleşen Türkiye ve din temelleri üzerinde oluşturulan bir devlet ve toplumdur. Ben bütün bunlara ilkesel düzeyde karşı olduğum için de Üniversite Konseyleri Derneği'nin imza kampanyasına katılmayı uygun buldum.

"Türbanı peçe izleyecek."

Doç. Dr. Cem Sinan Deliduman (İstanbul Teknik Üniversitesi)

Öncelikle bu sürecin bizi götüreceği noktayı vurgulamak gerekiyor. Ben bir öğretim üyesi olarak, bugün "türban krizi" olarak yaşanmakta olanın, yarın "peçe krizi" olarak yaşanacağını düşünüyorum. Örneğin Pakistan şu an peçe krizini yaşıyor. Kız öğrencilerin, şimdi dahi erkek hocalarına soru sormadıklarını, kendi aralarında konuşmayı tercih ettiklerini gözlemliyorum. Bu gelişmelerin, üniversite içerisinde karşılıklı diyalogun önünü keseceğine eminim. Bunlar bir varsayım değil, zaten şu anda yaşanmakta olan bir şey. Aynı durum, zamanla diğer eğitim kurumlarına da yayılacak, bugün "türban girsin, özgürlük girsin" diyen kişiler yarın "herkes türban taksın, bu dinimizin bir şartı" diyecekler, sonraki gün aynı biçimde peçeyi dayatacaklar. Dogmaya inandıkları için, ne kadar "özgürlük" deseler de, ben bu insanlarla özgürce türbanı tartışamıyorum. Üniversite özgürlük ortamı ise, her şey özgürce tartışılmalıdır. Ancak gün gelecek, hiçbir şey özgürce tartışılamaz hale gelecek.

"Talebin masum olduğuna inanmak için saf olmak lazım"

Prof. Dr. Ali Esat Karakaya (Gazi Üniversitesi)

Masum başörtülü öğrencilerin üniversiteye girmesi olarak değerlendirmek yanlış olur. Geniş çaplı bir saldırının parçası Anayasada yapılmaya çalışılan düzenleme. Ortadaki talebin masum olduğuna inanmak için insanın gerçekten saf olması lazım. Devlet dairelerinde türbanlılar giderek yaygınlaşıyor. Ama asıl çarpıcı örneği başka bir yönüyle kamuoyuna yansıyan bir gelişmeden örnek vermek istiyorum. Başbakan'ın "Batının ahlaksızlığı almayın" şeklinde tavsiyede bulunduğu toplantı bildiğiniz gibi yurtdışı eğitime gönderilen bin civarında gencin katıldığı bir toplantıydı ve bunların içinde türbanlılar da vardı. Bu insanlar yurtdışı eğitime, dönüşte öğretim üyesi olmak üzere gönderiliyor. Aldıkları eğitim karşılığında akademisyen olarak hizmet yükümlülükleri var. Ve içlerinde türbanlılar var. Ya onlar kandırılıyor ya da biz.

Açıkçası ortada, cumhuriyete yönelik çok kapsamlı bir saldırı var, devamı da gelecek. Böyle düşündüğüm için ÜKD'nin kampanyasına imza verdim. Bu meseke basit bir baş açma kapma meselesi değil. Anayasanın laiklik ilkesinin zedelendiğini düşünüyorum. İddia edildiği gibi özgürlüklerle alakası yok, aksine sistemli bir saldırının parçası. Bir noktaya dikkat çekmek isterim: "Özgürlük" diye imza atanlar şu andaki hakim gücün yanında olan insanlar. Bizim imzalarımız ise güçlünün yanında değil, yönetime rağmen atılan imzalar. Araştırma görevlileri bile var, büyük bir cesaretle imza atan. Bu nedenle de çok daha anlamlı ve değerli.

"Kapitalizmin maymunu olma sürecinin göstergesi"

Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu (Gazi Üniversitesi)

"Türban" tartışması, toplumsal hafızamızda yanılsama oluşturmak için ortaya atılmış büyük bir yalandır.

Yüksek cari açık veren ekonomisini, dış finansman ihtiyacına dayalı bir çevirilebilirlikle sürdürmeye çalışan bu ülke, kapitalizmin maymunu haline getirilmiştir. Makro ekonomik kırılganlıkta dünya şampiyonu olan bir ülkede, böylesi bir siyaset perdesi oluşturma maharet ve ortaklığı da, AKP-MHP şirketleşmesine pek bir yakışmıştır.

Türban işi, bir yandan bir insan hak ve özgürlüğü olarak sunulmaktadır. Diğer yandan başbakanın ifadesiyle, "velev ki siyasi simge" olma düzlemine oturarak ve bir siyasi tahakküm ilke ve aracı olduğunu da olurlamaktadır. Dinin, siyaset aracı ve bizatihi kendisi kılınması, toplumsal yaşam açısından en ayırımcı ve kutuplaştırıcı ögedir. Türbanın siyaset simgesi olma bağlamında, hem bireyin kendini ifade aracı kılınmaya çalışılması ve hem de bunun üniversiter bir alanda inanma hakkının ve özgürlüğünün bir göstergesiymiş gibi kabul ettirilmeye çalışılması ve son tahlilde bunun tartışmasının, toplum gündemine hakim kılınması, "kapitalizmin maymunu" olma sürecimizi giderek daha da algılayamaz hale getirilmemiz çabasından başka birşey değildir.

Dinin ve siyasetin, simgelerle toplum yaşamında ilkesellik olarak dayatılması, üzerinde uzlaşılacak bir konu değildir. Bunu, kendi yaşamımıza rağmen benimseyebileceğimiz bir hak ve özgürlük olarak kabul etmemiz de bu anlamda olanaksızlaşır.

Ülkemiz gibi kapitalizme çevre ekonomiler, ABD-AB emperyalizminin sultası altında sisteme itirazsızlaştırılmaya ve sermayeye ehlileştirilmeye doğru derin bir girdaba yuvarlanmıştır. Türban lafının anayasal değişiklik olarak gündeme getirileceği ortaya atılır atılmaz, Amerikan ve İngiliz resmi çevreleri Türkiye'de dini özgürlüklerden yana olduklarını hemen beyan etmişlerdir. Bu ülkede, dinin baskı altında olduğuna dair bir emare olmamasına karşın, bu acelecilik ve tarafgirlik, işin ardındaki "Büyük Ağabey"lerin tezgah başında nasıl çalıştıklarını göstermektedir.

ÜKD'nin çağrısı, emperyalizmin bekçi köpeği kılınmamıza, daha da sömürgeleştirilmemize ve bölgede demokratikleşmenin emperyalizmin ince çizgilerinden geçemeyeceğine kocaman bir tepkidir. Sömürü sürecinin ağırlaştırılmasında, kadın bir idol olarak bir kez daha kullanılmakta ve sömürülmektedir. Bu bakımdan ÜKD çağrısı, kadın varlığı ve emeğinin sömürülmesine karşı önemli de bir tavırdır. Bütün bu nedenler, bana metne imza verme sorumluluğunu yüklemiştir.

"Tartışmalar üniversitede yürütülmeli."

Dr. Mustafa Okan (Çukurova Üniversitesi)

ÜKD'nin düzenlediği bu kampanya üniversitelerin kendi varlıklarına sahip çıkmaları için önemli bir olanak. Üniversite üzerinden yürütülen tüm tartışmalar üniversitelerde yürütülmeli, bilimsel bilginin oluştuğu yerlerde görüşülmeli. Türban başlığı da bu şekilde çünkü üniversite bilim ile dinin ayrıldığı yerde kendini tarifler, anlamlandırır. Bilime, üniversitelere sahip çıkmak için bu kampanya desteklenmeli.

"Kadın erkeğin kulu değildir."

Prof. Mustafa Altıntaş (Gazi Üniversitesi)

Çıkarılmaya çalışılan bu yasalar rejimi değiştirme girişimleriyle ilgili. Bu nedenle toplumu yeniden uyarmak, karşı durmak lazım. Anayasa ile güvence altına alınmış laiklik ilkesine sahip çıkmalıyız. Cumhuriyete sahip çıkılması gerektiğini hatırlatmalıyız. Daha önce de anayasa değişikliklerinde 17. madde olarak böyle denemeler yapıldı, dönemin anayasa mahkemesi bu yasaya karşı yoğun baskı aldı ve bu yasa çıkartılmadı. Bu durumda da yapmamız gereken her şeyi yapmalıyız mesela Anayasa Mahkemesi'ne laik devlet ve toplum düzeni için mektup kampanyası başlatılabilir. Türbana bakarken laik cumhuriyete uygun insan olmak üzerinden bakılmalı, kul olmak üzerinden değil. Tanrı-kul ilişkisi içinde bugün toplumumuzda gösterilen erkeğin tanrıya, kadının da erkeğe kulluğunun yansıması bu şekildedir. Bir toplumda kul olmak kişinin, o toplumun laik düzeninin intihar etmesi demektir.

"Türbanın örttüğü emperyalizm ve üniversitenin piyasalaştırılması"

Doç. Dr. Yeşim Edis Şahin (Dokuz Eylül Üniversitesi)

Bu kampanyanın benim için iki önemli yanı var. Birincisi, ÜKD olarak kollektif ve hızlı karar alındı, aynı biçimde kollektif olarak uygulandı. İkincisi, akademi açısından önemli yanı, başlatılan türbana özgürlük kampanyası ile akademinin türbandan yanaymış izlenimi verilmesine karşı düzenlenmiş olmasıdır. Türbana basit bir kılık kıyafet özgürlüğü olarak yaklaşıyorlardı imza verenler. Bizim kampanyamız ise türbanın basit bir kılık kıyafet özgürlüğü olmadığını gösterdi... Türbanın örttüğü emperyalizm ve üniversitenin piyasalaştırılmasıdır. Diğer yandan türban aklın egemen olması gereken üniversitelerde inancın egemen olmasını simgelemektedir. Bu nedenle bildirimizde üniversitemizi gericiliğe teslim etmeyeceğimizi önemle vurguladık. Üniversiteyi gericiliğe teslim etmek istemeyen birçok akademisyen de imzalarıyla bizlere destek verdi. Bu bağlamda kampanya sesini duyurmak isteyen birçok akademisyenin de sesi oldu. Akademinin türban konusunda bir uzlaşma içinde olmadığını gösterdik. Kampanya yalnız akademi değil Türkiye için de önemlidir. Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullarda akademinin bir karşı duruş örgütlemesi topluma da direnme gücü vermiştir. Birçok demokratik kitle örgütünden sizi destekliyoruz mesajları almamız bunu göstermektedir. Bu kampanyada akademi ortak amaç için yan yana gelebilmiştir. Bunu başarabilmemiz ilerisi için umut vericidir. "Üniversiteyi gericiliğe teslim etmiyoruz" başlığı altında toplanan akademisyenler bir kararlılık göstermiştir. Bu üniversiteyi aydınlığa çıkaracak zorlu sürecin başlangıcıdır. Bundan sonra da ÜKD aklın egemen olduğu kamucu bir üniversite için ilkelerinden ödün vermeksizin kararlı bir şekilde çalışacaktır.

Kuru bir "türbana hayır" olarak algılanmamalı

Yard. Doç. Dr. Özgür Taşkın (Ondokuz Mayıs Üniversitesi)

ÜKD'nin başlatmış olduğu bu imza kampanyasının amaçlarını son derece yalın dört ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar sırası ile:

1- Cumhuriyetin temel kazanımları olan devrimleri ve ilkeleri korumak.

2- Türbanın aslında neleri örtmek istediğini bir kez daha akademik çevre
ve toplumda algılanmasını sağlamak. Bu bağlamda Turkiye'de var olan
ekonomik dengesizlik, eşitsizlik ve emeğin sömürülmesini gündeme taşımak.

3- Türbanın Amerika Birleşik Devletleri odaklı piyasacı sömürü düzenini örtmek için kullanılan bir araç olarak kullanıldığını dillendirmek.

4- Bilim ve inancın farklı iki olgu olduklarının altını bir kez daha kuvvetle çizmektir.

Bizler; aydın, yurtsever, sömürülen ulusunu düşünen bireyler olarak bu
imza kampanyasına katılıyoruz. Bizler; türbanlı çocuklarımızla hiçbir
sorunu olmayan ama gericilik ile savaşan aydınlar olarak cumhuriyet
devrimlerine sahip çıkıyoruz. 85 yıllık geçmişi olan genç cumhuriyetimizin değerlerini korumaya uğraşıyoruz. İnsanların bu ülkede dini görevlerini özgürce yerine getirebildiklerinin de çok iyi farkındayız. Dolayısı ile Amerikan versiyonu laisizmin ya da ılımlı islam yaklaşımlarının Türkiye'ye pompalanmasina karşı çıkıyoruz.

Bu kampanya sadece basit bir algılama yanılgısı ile kuru bir "türbana
hayır" sloganı olarak algılanmamalıdır. Bu kampanya ile, piyasanın güdümünde çalışmayan; özgür, bağımsız, eşitlikçi, cumhuriyet değerlerine sahip çikan bir üniversite yaratmak yolunda atılan bir adımın da temelini oluşturma amacı da güdülmektedir.

ÜKD'nin amacı tüm üniversite bileşenleri yani öğrencisi, öğretim elemanı ve
emekçileri ile üniversitenin barış içinde yaşaması, bilim üretmesi için
uygun ortamın hazırlanmasına katkıda bulunmaktır.

Yard.Doç.Dr. E.Zeynep Güler (İstanbul Üniversitesi)

1980 yılından bu yana neredeyse kesintisiz biçimde öğrenci, asistan ve öğretim üyesi olarak üniversitede bulundum. Bu uzun dönem, ülkemizin içinde bulunduğu ortamın şekillenmesinde son derece kritik bir zaman dilimi oluşturdu. Dünyada ve ülkemizde çeşitli önemli değişimler yaşandı, ancak bir çok açıdan gidişin iyi bir gidiş olmadığı kanısındayım.

1980 yılında okullar açıldığında ülkenin ve bunun bir yansıması olarak üniversitenin hangi koşullarda olduğunu hatırlamayanlar olabilir. Okumak ve bir arada bulunmak zordu, sınıflarda üst aramalar yapıldı, ağır yasaklar ortamında üniversiteden uzaklaştırılan hocalarımız ağlayarak odalarını boşalttılar. Genel olarak sol ve ilerici düşünceler, böyle düşünenler üniversitelerden atıldı. Son derece karanlık günlerden geçildi. Sonra Türk-İslam sentezi geldi, üniversiteler adım adım “piyasa” koşullarına tabi hale getirildi, gidenler gitti, kalan öğretim üyeleri bu koşullarla “terbiye edildi”; öğrencilere bilim olarak / bilim yerine işletme ve diğer pek çok derslerde köşe dönmecilik öğretildi. Öğretim üyeleri projelere ve dışarıdan para aramaya talim etmek zorunda bırakıldı, asistanlar bırakın iş güvencesini, giderek kuruma proje ve para getirip öyle işe alınacak hale getirildi. Bu arada pek çok İmam Hatip Okulu açıldı, mezunları üniversiteye kabul edildi. Dini görüşler ve muhafazakar yaşam biçimi maddi ve manevi olarak desteklendi, toplum sathında sanıldığından da fazla yaygınlık kazandı.

Meseleyi kadınlar açısından da düşünmeliyiz çünkü dünyanın hali neyse, kadınların hali de odur. Dünya eşitlik, özgürlük ve kardeşlik dünyası değil, bu hedeflerden çok uzaktayız. Kadınların özgürlük mücadelesi çeşitli aldatmacalar içinde gerilere itildi, unutuldu. Özgürlük “alışveriş yapmak”, çocuk doğurmak, evinin kadını olmak ya da geleneksel çerçeveden çıkmadan modern araç gereci kullanmakla bir tutuldu. Kadınların ikincil, tabi rolü değişmedi; eşitlik ne kelime, kadınlar istedikleri kadar okusun ya da dışarıda çalışsın, muhafazakarlığın yaygınlaşmasıyla, “mahalle baskısı” ile bu ikincil konum güç kazandı. Bu rol kadınlara yalnızca akraba kadınlar ve erkekler tarafından değil, medya ve eğitim aracılığıyla da benimsetildi. Şimdi “özgürlük” olarak “örtünme özgürlüğü”nden söz ediliyor.

Bu metni imzaladım, çünkü kadınların özgürlüğünü engelleyecek bir şey olarak gördüğüm için dini kurallar ve gelenekler çerçevesinde kapanmaya karşıyım. Kadınları düzenin ve erkeklerin kölesi, hem de “gönüllü kölesi” olarak tutacak her türlü konumlanışa karşıyım, eşitlik ve özgürlükten, kardeşlikten yanayım.

"Türban paralı eğitimi örtüyor"

Yrd. Doç. Dr. Murat Çepni (Kocaeli Üniversitesi)

Türbanın başka gerçekleri örtmek için kullanıldığını düşünüyorum. Üniversitelerde bugün en önemli sorunlardan biri eğitimin paralı hale getirilmiş olması. Pek çok öğrencinin öğretim hakkı daha üniversite aşamasına gelmeden ellerinden alınmış oluyor. Paraları olmadığı için. Üniversiteye bir şekilde girmeyi başaran emekçi çocukları barınma sorunu ile karşılaşıyor ve cemaatlerin kucağına düşüyor. Yine paraları olmadığı için. Bu tablo ortadayken türbanın öncelikli gündem olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bir özgürlük sorunu olarak niteleyenler gerçek, öncelikli gündemleri örtüyor.