İzge Günal'ın soL gazetesinde yayınlanan röportajı

Bu haftaki genel kurulumuzun ardından soL gazetesi dernek başkanımız Prof. Dr. İzge Günal ile bir röportaj yaptı. Sitede 25 Kasım 2007 tarihinde yayınlanan röportaja, burada da yer vermek istedik.
soL
İzge Günal'ın açış konuşmasında yer verdiği başlıkları ve derneğin önümüzdeki dönem hedeflerini kendisiyle ayrıntılı bir şekilde konuştuk:
Kongrenin açılışında yaptığınız konuşmada, üniversite mücadelesinin çok zor bir ortamda sürdürülüyor olduğunu ifade ettiniz ve ÜKD'nin bu ortamda her zaman yeterli etkinlikte mücadele edemiyor olduğuna işaret ettiniz. Biraz açar mısınız?
Prof. Dr. İzge Günal
Öncelikle üniversitelerdeki mücadelenin gerilemesinin nedenlerini toplumsal durumda aramak lazım. Üniversiteler, bir üstyapı kurumu olarak, altyapıdaki durumu yansıtıyorlar. İşçi mücadelesinin bugün içinde bulunduğu geri konum, üniversitelerde de kendisini gösteriyor ve emekçi sınıfların çıkarları için yürütülen mücadele buralarda da geriye düşüyor.
Diğer yandan, gündem o denli hızlı, saldırı o denli yoğun ve sürekli ki, ÜKD sık sık savunma pozisyonunda kalıyor. Saldırılara refleks vermemiz, yanıt üretmemiz tabii ki başat görevlerimizden birisidir. Ancak ÜKD, aynı zamanda üniversitelerdeki gericileşmeye ve piyasalaşmaya karşı sadece savunma değil aynı zamanda saldırı pozisyonu almalıdır. Önümüzdeki dönemde üniversite politikasını masaya yatıracağız ve emekçi yanlısı bir perspektifle üniversite kurumunu yeniden kurgulayıp, üniversitelerin nasıl olması gerektiği konusunda açılımlar yapacağız.
Bu çalışmanın, akademisyen kimliği taşıyan ancak bu kimliğe bunu maaşlı bir meslek olarak görecek derecede yabancılaşmış pek çok arkadaşımızı etkileyeceğini düşünüyorum. Üniversite hocalarının türlü çeşitli para kazanma yollarını eleştirdiğimizde, buna canı sıkılan pek çok kişi olacaktır. Ama öte yandan, üniversitenin içinde ve dışındaki pek çok insan da bu çağrıya kulak verecek ve üniversitelere emekçi halk adına sahip çıkmak gerektiğini fark edecektir.
Aynı konuşmada, bugün üniversitelerde yalnızca tasfiye değil, kapsamlı bir dönüştürme operasyonu yapılıyor olduğunu ifade ettiniz. Üniversitelerde yaşanmakta olan dönüşümün temel niteliklerini nasıl tanımlıyorsunuz?
12 Eylül, 1402 sayılı yasayla öyle bir tasfiyeye girişti ki, üniversitelerden sadece solcuları değil, büyük ölçüde bilimi tasfiye etti. Geride, önemli bir kısmı bu tasfiyeler sırasında ses çıkartmayan, sinmiş kişilerden ve hatta 12 Eylül tasfiyesine ispiyonculukları ile hizmet etmiş olanlardan oluşan kadrolar kaldı. Bu kadrolardan yola çıkılarak, üniversitenin bütün bileşenleri üniversiteye yabancılaştırıldı. Üniversite bilim üretmekten çok nitelikli işgücü eğiten bir kurum haline getirilirken, üniversite eğitimi de öğrenciler için belirli bir süre dayanılması gereken bir zorunluluğa indirgendi. Tabii üniversitelerin asli görevinin bilim üretmekten çıkartılıp burjuvazinin ihtiyaçlarına uygun insan eğiten bir kurum haline gelmesi, kapsamlı bir gericileşmenin de zeminini hazırladı. Hocalar maddi kazanç, öğrenciler ise mezuniyetten sonra yapacakları kariyer derdine düştükçe, bencil bireycilik, dinci gericilik, türlü çeşitli metafizik hurafe de üniversitelerde kendisine yer bulmaya başladı.
Bu nedenle biz ÜKD olarak genel kurul kararlarımız arasında ilk sıraya bağımlılaşmaya, piyasalaşmaya ve gericileşmeye karşı mücadeleyi koyuyoruz. Bu üç kavramın bugün, daha önce hiç olmadığı kadar saf biçimde vücut bulduğu kurum AKP iktidarıdır. Bizim ana mücadele hattımız da AKP hükümetinin üniversitelere, bilime ve eğitime yönelecek her türlü teslimiyetçi, piyasacı ve gerici müdahalelerine karşı olacaktır.
AKP'nin önümüzdeki dönemde üniversitelere yönelik en şiddetli müdahalelerinden birinin de rektör seçimlerinde olacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, rektör seçimlerinde uygun gördüğümüz yerlerde kendi adaylarımızı göstereceğiz.
Genel Kurul kararlarınız arasında "üniversite bileşenlerinin iş güvencesi" şeklinde bir başlık var. Biraz da bundan bahseder misiniz?
Üniversite çalışanlarının iş güvencesine yönelik kapsamlı bir saldırı yürütülüyor. Bu saldırının bir ayağı üniversitelerde çalışan işçilere yönelik iken, bir ayağı da başta sözleşmeli olarak çalışan araştırma görevlileri olmak üzere akademik kadrolara yönelik. ÜKD olarak, her iki başlıkta da iş güvenliğini savunma ve üniversite yönetimlerinin sözleşme yenileme süreçlerini bir baskı unsuru olarak kullanmalarına karşı mücadele kararı almış bulunuyoruz. Ayrıca ÜKD, başta Türk Telekom grevi olmak üzere tüm emekçi direnişleri ile dayanışmayı, bu direnişlere üyelerinin uzmanlıkları doğrultusunda destek sağlamayı da karara bağlamış bulunuyor.
Üniversite bileşenlerinin iş güvencesi konusunda herhalde Kurucu Başkanınız İzzettin Önder'in durumu da canlı bir örnek oluşturuyor...
Kesinlikle. Biliyorsunuz bu konuda yürütülmekte olan bir imza kampanyamız var. İzzettin Önder'e yönelik, tamamen keyfi bir uygulama söz konusu ve bunun tek sebebi onun akademik hayatı boyunca sergilediği tutarlı siyasi duruştur. Bu durumun çeşitli görüşmelerde açıkça dile getirildiği; İzzettin Önder'in derslerinin, İstanbul Üniversitesi yemekhanesinin özelleştirilmesi sürecinde takındığı tavrın sonucu olarak kendisinden alındığına dair sözler sarf edildiğini de biliyoruz.
Bu konuya Genel Kurul kararımızda da yer verdik. Düşünün ki, bir ülkede bir üniversitede İzzettin Önder gibi bir hocanın emekliliğiyle birlikte yürütmekte olduğu doktora tezlerine el uzatılırken; bir başka üniversitede, yazdığı raporlarla Irak'ta kitle imha silahları olduğunu iddia etmiş, İngiltere'nin Irak'taki işgale katılması için bahane sağlamış İbrahim El Maraşi gibi ABD ve İngiliz emperyalizmlerinin açık işbirlikçisi insanlar hoca olabiliyor.
ÜKD önümüzdeki dönem boyunca bir çok faaliyet düzenleme kararı da almış bulunuyor. Bunlardan da kısaca bahsedebilir misiniz?
Bilimin çok farklı alanlarında ülkemizin ve insanlığın çıkarlarına dayalı bir üretimde bulunmak için, bilimsel kazanımların bilgisini yaygınlaştırmak için, gençlerin bilimsel eğitimine katkıda bulunmak için, nasıl mücadele etmemiz gerektiğini tartışmak ve bilimin farklı alanlarını kapsayan bir mücadele programı oluşturmak üzere, yurtseverlik kimliğinde buluşan üniversite bileşenlerini Yurtseverlerin Bilim Kurultayı'nda bir araya getireceğiz.
Daha önce ilki düzenlenen Türkiye Sosyalist İktisat Kongresi'nin ikincisini düzenleyeceğiz. Bu kongrede, toplumsal eşitliğe yönelen, kalkınan ve bağımsız bir Türkiye için, yani sosyalist bir Türkiye için, günümüzde emperyalizmin niteliği, emperyalizmin özü olarak mali bağımlılığın boyutları ve dış ticaretin bununla ilişkisi, emperyalizme teslimiyetin getirdiği çürüme ve emperyalizmden kopmanın olanakları gibi konuları tartışacağız.
Ayrıca, eğitimde önemli bir gericileşme başlığı olan evrim teorisine yönelik saldırılara karşı mücadele etmeyi sürdüreceğiz. 2009 yılı Darwin'in Türlerin Kökeni eserinin yayınlanmasının 150. yılı. Bu yıl içerisinde, Üniversite Konseyleri Derneği, evrim teorisinin bilim ve eğitimdeki yeri ve önemi üzerine bir konferans düzenleyecek.
Son olarak, Yurtsever Cephe ile daha yakın bir ilişkiye gireceğinize dair bir karar aldınız. Bu kararın gerekçeleri neler?
Üniversitenin toplum nezdinde kaybettiği itibarını yeniden kazanabilmesi, memleket meselelerinde yurtsever bir tavır üretilebilmesi, AKP saldırılarına ve sermaye müdahalelerine set çekilebilmesi, üniversite bileşenlerine yön gösterecek bilim politikalarının oluşturulmasına bağlı. Bu açıdan, Yurtsever Cephe'nin bize getirdiği birlikte çalışma davetini önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, Yurtsever Cephe Genel Meclisi'ne bir temsilci göndereceğiz ve böylelikle iki oluşum arasındaki işbirliği ve eşgüdümü ilerleteceğiz.
Çok teşekkür ederiz, iyi çalışmalar.
Ben teşekkür ederim.