İstanbul Üniversitesi'nde Araştırma Görevlileri Örgütleniyor

AB, TÜSİAD, YÖK ve hükümetin elbirliğiyle yürüttüğü üniversiteleri dönüştürme operasyonunda yeni bir dönemece girildi. Göreve geldiği günden bugüne üniversitelerdeki atama kriterleri ve öğretim üyelerinin özlük haklarına ilişkin dönüşümler için yanıp tutuşan Yusuf Ziya Özcan ve ekibi işe araştırma görevlilerinden başlamayı seçti.

Bugüne kadar lisansüstü eğitimi süresince istihdam sağlayan 50/d kadrolarında bulunan araştırma görevlileri, doktoraları bittiğinde daimi kadro anlamına gelen 33/a kadrosuna geçiriliyor ve 50/d sorunu kısmen bu şekilde ortadan kaldırılıyordu. 31 Temmuz 2008 tarihinde YÖK tarafından çıkartılan “Öğretim üyesi dışındaki öğretim elemanı kadrolarına naklen veya açıktan yapılacak atamalarda uygulanacak merkezi sınav ile giriş sınavlarına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmelik” ile birlikte senelerce akademide emek vermiş, kamu kaynaklarıyla yetiştirilmiş araştırma görevlilerine YÖK artık kapıyı göstermektedir! Buna göre 50/d kadrolarında bulunan araştırma görevlilerinin doktoralarını bitirdiklerinde üniversiteyle ilişkileri kesilecek, çalıştıkları bölüme daimi kadro olan 33/a kadrosu gelene kadar işsiz bekleyecek ve kadro geldiğinde de yine 31 Temmuz Yönetmeliği'nce belirlenen, neyi değerlendirdiği belli olmayan merkezi ALES sınavını da kapsayan kriterleri karşılamak koşuluyla bu kadroya hak kazanabileceklerdir.

Bir taşla bir çok kuş vurmayı hedefleyen YÖK yönetimi bir yandan Anadolu’da kurulan yeni “meslek yüksekokullarının” “öğretmen” açığı sorununa çözüm bulurken bir yandan da köklü üniversitelerin halihazırda yetişmiş kadrolarını tasfiye edip bu açığı çok daha zinde (!) bir kadro ile kapatmayı planlamaktadır. Zira yine YÖK’ün aldığı kararla devlet bursuyla yurtdışına lisansüstü eğitimi için gönderilmiş kişilerin istediği fakültenin istediği bölümünde 33/a kadrosuna atanmasında herhangi bir kriter aranmamaktadır.

Temmuz’dan bu yana yaşanan gelişmeler doğrultusunda net bir duruş gösteremeyen ve ısrarla sessizliğini koruyan akademik kamuoyunda en yüksek ses İstanbul Üniversitesi mensubu araştırma görevlilerinden çıkmaktadır. Yaptıkları eylemler ve örgütlü mücadeleleriyle mesleklerine ve üniversitelerine sahip çıkan İstanbul Üniversite'li araştırma görevlileri İstanbul Üniversitesi'nin “sembolik önemini” bir kez daha göstermişlerdir.

İstanbul Üniversitesi’nin çiçeği burnunda rektörü eski YÖK üyesi Yunus Söylet’ in bu konudaki tavrı ise çok net gözükmektedir. Tıpkı YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan gibi “proje asistanlığı”nın yılmaz savunucusu olan Yunus Söylet, lisansüstü eğitim süresince verilen sağlık ve sosyal güvenlik hakları ve düzenli bir maaşı bile araştırma görevlileri için fazla görmektedir. Rektörlük koltuğuna oturduğundan beri özellikle dinci-gerici medyanın gözbebeği haline gelen Yunus Söylet’in verdiği demeçlere bakıldığında araştırma görevlilerinin iş güvencesinden çok daha acil başlıkları olduğu gözlenmektedir. Teknokent Projesi, üniversite-sanayi işbirliği başlıkları ile piyasacılıkta kısmen geri kalmış İstanbul Üniversitesi'nin kapılarını zaman kaybetmeden sermayeye açmayı planlayan; türbanın kampüs içerisinde özgürce dolaşabilmesi için formüller arayan; öğrencilere sabah kahvaltısı hizmeti verme, öğretim üyelerine ev yapmak için arsa arama gibi popülist söylemleri eksik etmeyen Yunus Söylet araştırma görevlilerinin ve üniversitenin bu yakıcı sorununa dair ise tek bir kelime bile etmemektedir!

Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ gibi başından beri “Amerikan sistemi”ni uygulayan ve asistanların doktora sonrası iş güvencesinin olmadığı üniversiteler dışında kalan tüm üniversiteler, bugün on binlerce genç akademisyenin tasfiyesi gibi ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Daha da önemlisi bu sorun sadece bir istihdam sorunu değil, üniversitelerimizi ucu karanlık bir tünele doğru sürükleyen neoliberal dönüşüm operasyonun en önemli adımlarından biridir. İş güvencesinden yoksun bırakılan araştırmacıların proje avcılığına, performansa dayalı piyasa koşullarına terk edileceği, bu şartları yerine getiremeyenlerin tasfiye edildiği yeni bir üniversitenin yaratılması planlanmaktadır. Üniversite Konseyleri Derneği Türkiye’de bilimin ve üniversitelerin geleceği adına yürüttükleri haklı mücadelelerinde araştırma görevlilerinin yanında yer almaktadır.