13 ŞUBAT'A ÇAĞRIMIZDIR

Üniversiteler Yangın Yeri
Bugün Türkiye'nin üniversiteleri, ülke tarihinde görülmüş en büyük tasfiye operasyonuyla karşı karşıyadır.
Üniversiteler kelimenin tam manasıyla birer ticarethaneye dönüştürülüyor. Piyasalaşma, üniversite öğrencisini aydın adayı olmaktan çıkartıp parası kadar okuyabilecek bir müşteriye, hocayı ise aydın bilim insanı olmaktan çıkartıp akademik unvanını pazarlayan bir nitelikli hizmet elemanına dönüştürüyor. Üniversite, bilim üretme misyonundan arındırılıyor ve piyasanın ihtiyacı olan niteliklere sahip elemanları yetiştiren bir meslek edindirme enstitüsü derekesine indiriliyor. Temel bilimlere dair verilen eğitim "mesleki fayda sağlamadığı için" çöpe atılıyor, buna karşın her türlü bilimsel dayanaktan yoksun "gözde meslek" bölümlerine tıka basa öğrenci alınıyor. YÖK ve onun cevval başkanı Yusuf Ziya Özcan, bir yandan "gizli özel" vakıf üniversiteleri yetmezmiş gibi anonim şirket üniversitelerin önünü açmaya hazırlanıyor, diğer yandan kamu üniversitelerine mütevelli heyeti atamanın yolunu yapıyor. Öğretim üyelerinin iş güvencesi neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış durumda. 50/d maddesi çerçevesinde istihdam edilen sözleşmeli asistanların ardından yardımcı doçent ve üzeri kadroların da sözleşmeli ikamelerinin oluşturulmakta olduğu artık herkesçe biliniyor.
Bütün bu piyasalaşma hamleleri, dayanağını emperyalizmden alıyor. Pek çok piyasacı saldırının meşruiyet kaynağı doğrudan doğruya AB menşeli Bologna sürecidir. Türkiye’yi pek çok açıdan sürekli olarak ihtiyaçlarına göre dönüştüren emperyalizm, yükseköğretimi de sermayenin uluslararası işbölümüne göre düzenlemektedir.
Gericilik koşar adım üniversitelere çörekleniyor. Osmanlı’dan bugüne sağ kalan, Türkiye’nin sermaye düzeni güçlendikçe onunla beraber güçlenen, onun halkı mahkûm ettiği cehaletten beslenen dinci gericilik, nefret ettiği üniversiteleri ele geçirip birer medreseye dönüştürmeye çalışıyor. Amerika’ya gönderilip bilimselliği şaibeli üniversitelerde okutulan cemaat üyeleri, şahsa özel kadrolarla mükâfatlandırılıyor. İnsanlığın yüzlerce yıllık bilimsel birikiminin köşe taşı olan kuramları reddedip öğrencilerine onun yerine hurafeler anlatan gericiler profesör oluyor; bölüm başkanı, dekan, rektör gibi görevler alıyor. Bu kişiler rektör seçimlerini kaybetseler de Cumhurbaşkanlığı marifetiyle atanıyor. Ülke “Yeni Osmanlıcılık” ile köhnemiş bir imparatorluğun dağılma dönemine dönerken, üniversitelerde de sorgulamanın yerini inanç, bilginin yerini dogma, bilimin yerini “ilim” alıyor.
Biz Üniversite Konseyleri Derneği olarak henüz geç kalınmadığını düşünüyoruz. Aynı madalyonun iki yüzü olan piyasacılık ve gericilik üniversitelerden kovulabilir. Yapılması gereken, bu pervasız saldırı karşısında bilim insanlarına yakışacak onurlu ve tavizsiz bir duruş sergilemektir. AKP’nin tüccar gericiliğine karşı piyasanın boyunduruğunu reddeden bir ilericilikle, üniversitelere aydınlanmacılığı yeniden yerleştirmek için, bilim yuvasını karanlık ticarethanelere dönüştürmek isteyenleri durdurmak için, ortaçağ karanlığını ait olduğu yere geri göndermek için tek ihtiyacımız olan şey örgütlülüktür.
Üniversite Konseyleri Derneği, bu örgütlülüğün platformunu sağlama görevini üstlenmeye hazırdır. 13 Şubat tarihinde saat 10:30’da Su Gösteri Sanatları Merkezinde toplanacak olan Genel Kurulumuza tüm meslektaşlarımız davetlidir. Genel Kurulumuz, iki ay önce yaptığımız çağrı doğrultusunda bu görevi üstlenmeye odaklanacaktır:

Biz Akademi’yiz. Biz diz çökmezsek, biz kapıkulu olmazsak, biz biat etmezsek üniversiteleri ele geçiremezler.

Üniversite Konseyleri Derneği