Sayın Prof. Dr. Uğur Erdener,
Hacettepe Rektörü,
Sayın Rektör,
26 Ekim 2009 Pazartesi günü, üniversitenizin Beytepe Yerleşkesi’nde çirkin bir saldırı yaşanmıştır. Yaşanan olaylar, bir kısım öğrencinin, üniversiteniz yerleşke alanında görevli kolluk güçlerine (özel güvenlik birimleri ve polis) saldırısı şeklinde basında yansıtılmıştır. Oysa, gerek üniversitenizin kimi öğretim elemanlarından ve olaya dahil olduğu öne sürülen birçok öğrenciden edindiğimiz bilgi ve izlenimler, olayın tam da tersi bir akış içinde cereyan ettiğini telkin etmektedir.
İstanbul Üniversitesi İdaresi, bugün aralarında üyelerimizin de bulunduğu 35 araştırma görevlisi ve 5 idari görevli hakkında soruşturma başlatmıştır. Açılan soruşturma, üniversitelerde araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran 50/d maddesine karşı 20 Mayıs tarihinde, 13 araştırma görevlisinin işten atılmasını engellemek ve İstanbul Üniversitesi idaresine konuyla ilgili yargı kararını hatırlatmak amacıyla yapılan eylemle ilgilidir.
Söz konusu eylemde, tümü İstanbul Üniversitesi çalışanı olan 200 kişi, çalıştıkları kurumun yöneticisi konumunda olan Rektör Prof.Dr. Yunus Söylet’ten randevu talep etmiş, ancak bu talepleri reddedilmiştir. Sonrasında bu kişilerden altısı hakkında soruşturma açılmış, bugün açılan soruşturmalarla ise soruşturmanın kapsamı genişletilmiştir.
Açılan soruşturma, başta üniversitelerde idari soruşturmalara yönelik bir aylık zamanaşımı süresi olmak üzere, pek çok açıdan hukuka aykırıdır. Üniversite Konseyleri Derneği, Türkiye'nin en köklü hukuk fakültesine ev sahipliği yapan İstanbul Üniversitesi'nin hukuk, anayasa, yasa ve yönetmeliklerden habersiz kişiler tarafından yönetildiğini düşünmemektedir. Dolayısıyla açılan soruşturmanın, haklarını arayan İstanbul Üniversitesi çalışanlarının tüm akademi camiasına örnek teşkil etmekte olan örgütlü ve akademisyen onuruna yakışır mücadelesine karşı bir yıldırma çabası olduğu değerlendirilmektedir.
Türkiye önemli günlerden geçiyor. Bir tarafta itidal çağrıları birikirken, diğer tarafta siyasi hesaplaşmalar keskinleşiyor. Önümüzdeki dönemde siyasi hesaplaşmanın arenalarından birinin üniversiteler olacağı artık kesinleşmiş durumda. Üniversitelerde bir süredir devam eden faşist saldırganlığın son olarak Akdeniz Üniversitesi'nde silahlı saldırıya dönüşmesi mücadele düzleminin değişeceğine işaret etmektedir.
Cumhuriyet Gazetesi'nin Değerli Emekçileri,
Cumhuriyet Gazetesi ve Başyazarı Sayın İlhan Selçuk'a yapılan menfur salgırganlık ve gözaltı işlemini protesto ediyor ve bu tezgahı, Türkiye gündeminde, emperyalizmin sıkışmasının bir karşı refleksi olarak değerlendiriyor ve dayanışma içerisinde olduğumuzu bildirmek istiyoruz.
Emperyalizmin her aracıyla belden aşağıya vurduğu bu süreçte yurtseverlerin birliği ve devrimci dayanışması her olgunun ötesinde bir anlam ve önem kazanmaktadır. Bu bilinçle sizlere dostça selamlarımızı iletiyoruz.
Prof. Dr. İzge Günal
Üniversite Konseyleri Derneği
Yönetim Kurulu adına
Başkan
20 Mart 2008
Basına ve Kamuoyuna,
Bugün Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde yurtsever öğrencilerin Irak işgalini protesto ederek Irak halkıyla dayanışmak için yaptığı basın açıklamasına üniversite yönetiminin onayıyla önce özel güvenlik görevlileri şiddet kullanarak müdahale etmiş ardından jandarma cop ve tüfek dipçikleri ile öğrencilere acımasızca saldırmıştır.
Üniversite yönetiminin hiçbir yasal izne tabi olmaksızın kullanılabilir bir hak olan basın açıklamasına şiddet içeren bir müdahalenin onayını vermesi kabul edilemez.
ABD emperyalizminin Irak’ta dökmeye devam ettiği kana dur diyen, Ortadoğu halklarının barış içinde bir arada yaşamasını savunan, ülkesinin bağımsızlığına sahip çıkan yurtsever öğrencilerin maruz kaldığı bu şiddetin nedeni nedir? Yurtseverlerin üniversitelerde fikirlerini açıklamasından neden korkulmaktadır? Özel güvenlik görevlileri üniversitenin asli unsuru olan öğrencilere karşı hangi hakla saldırtılmaktadır?
Yurtsever öğrencilere yönelik bu acımasız saldırının ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ülkemize gelmeden kısa bir süre önce gerçekleşmesi manidardır. Küresel terörizm ile mücadele kılıfı altında Türkiye’den Afganistan’a asker gönderilmesi gündeminin tekrar ısıtıldığı, Doğu Anadolu’ya ABD emperyalizminin ortadoğuya dönük kanlı planlarının bir parçası olarak füzesavar sistemi yerleştirilmesinin konuşulduğu şu günlerde Dick Cheney açıktır ki bölgede daha fazla kan daha fazla sömürü için gelmektedir. Cheney kısa bir süre önce AKP’nin kapatılma davası ile ilgili olarak AKP’ye desteklerini sunmuş ve davanın Türkiye’nin bölgedeki rolünü zaafa uğratmaması gerektiğini buyurmuştu. Ülkemizin AKP eliyle ABD emperyalizminin bölgemizdeki kanlı ve sonu karanlık maceralarına ortak edilmesine üniversitelerin gerçek sahibi yurtsever öğrenci ve akademisyenlerin izin vermeme kararlılığında olduğunu bir kez daha ifade ediyor, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde gerçekleşen bu saldırıyı kınıyoruz.
Üniversite Konseyleri Derneği Yönetim Kurulu
Hatırlanacağı gibi, AKP’nin anayasa düzenlemesiyle türbanı ve gericiliği üniversitede meşrulaştırma girişimi, derneğimizin “Gericiliğe İzin Vermeyelim!” çağrısıyla düzenlediği imza kampanyasına katılan 7532 akademisyenin imzalarıyla sekteye uğratılmıştı. İmza kampanyamızın sona ermesinin ardından dernek başkanımız imzacılara bir mektup göndererek, ABD ve sermaye destekli AKP’nin toplumsal ve siyasal yaşamı ılımlı İslam’a göre düzenlemekte ısrarlı olduğunu ve bunun için üniversiteleri hedef aldığını, bu yüzden mücadeleye devam edilmesi gerektiğini vurgulamıştı.
İstanbul Üniversitesi’ne 43 yıl emek vermiş olan İktisat Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi hocamız Prof. Dr. İzzettin Önder, geçen Ağustos ayında yaş haddinden emekli olmuştur. Bugüne dek uygulanagelen prosedürün kendisi için de işleyeceği beklentisiyle, hocamız emeklilik sürecini akademik yaşamının ve öğrencileriyle, akademisyen dostlarıyla yürüttüğü çalışmaların sonu olarak değerlendirmedi. Fakat iki hafta önce, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü kararıyla, gerekçesiz bir biçimde, İzzettin Önder’in tez danışmanlıkları ve yüksek lisans-doktora dersleri belirsiz bir konuma geldi. Rektörlüğün bu kararının ardından, bölümün, enstitünün, fakülte asistanlarının ve öğrencilerinin bu kararın geri alınmasına dönük talepleri, rektörlük tarafından ısrarla yanıtsız bırakılmaktadır.
Prof. Dr. İzzettin Önder’in akademik yaşamdaki, eğitim-öğretimdeki yeri ve birikimi tartışma konusu dâhi edilemez. Rektörlüğün bu tavrı, hocamızın şahsını aşan bir öneme sahiptir. Bu tavır, üniversitelerdeki ilerici birikimi hedef almaktadır. Bu durum, sadece İzzettin Önder’e değil, tüm onurlu bilim insanlarına dönük bir yıldırma ve gözdağı verme çabası olarak değerlendirilmelidir. Zira hocamız, alanındaki birikimin yanı sıra, meslek yaşamı boyunca emekten yana ve toplumcu bir duruşa sahip olmuştur. Toplumsal meseleler karşısında üniversite hocası olmanın verdiği aydın sorumluluğuyla hareket etmiştir. Hocamız, bir bilim insanı sorumluluğuyla, derneğimizin de aralarında bulunduğu çok sayıda örgütsel çalışmanın içinde yer almış, çoğu zaman öncüsü olmuştur.
Rektör, hocamızın şahsında ilerici birikimi hedef almaktadır. İktidarın sermayeden yana liberal politikalarını üniversitelerde uygulamayı misyon edinen rektörün, geçtiğimiz eğitim-öğretim döneminde üniversite yemekhanelerini ve kantinlerini özelleştirme adımına, hocamız yasalar çerçevesinde yemekhane işçileri, meslektaşları ve öğrencileriyle birlikte kamucu ve emekten yana bir karşı duruş sergilemiştir. AKP iktidarıyla birlikte rektörlüğün hedef aldığı üniversitedeki bu değerlerdir. İzzettin hocamız, ülkenin dört bir yanında çağrıldığı çeşitli toplantılarda sermaye düzeni ve emperyalizme karşı toplumu aydınlatmayı görev bilmiştir. Hocamız bu anlamıyla, sadece üniversiteler için değil, Türkiye toplumu için de önemli bir değerdir. Hedef alınan bu aydınlıktır; iktidar toplumu cahil ve karanlıkta bırakmak istemektedir.
Üniversite Konseyleri Derneği olarak, derneğimizin kurucu başkanlığını da yapmış olan Prof. Dr. İzzettin Önder’e karşı alınan bu haksız kararın geri alınmasını talep ediyor ve tüm üniversite bileşenlerini imzalarıyla bu talebimize destek olmaya davet ediyoruz.

Barış Derneği ve Dünya Barış Konseyi'nin çağrısıyla İstanbul'da düzenlenen uluslararası nitelikteki Ortadoğu Barış Konferansı'nda, derneğimiz adına yönetim kurulu üyemiz Burak Gürbüz "ABD Emperyalizmi ve Iraklı Akademisyen Cinayetleri" başlıklı bir konuşma yapmıştır. Yazının devamında konuşmanın tam metnini bulabilirsiniz.
AKP iktidarıyla cesaret bulan gericiler, 26 Aralık Çarşamba günü İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde bildiri dağıtan Türkiye Komünist Partili (TKP) Öğrencilere sopalar ve keser saplarıyla saldırmışlardır. Saldırıda üç öğrenci yaralanmıştır. Gericilerin saldırısının ardından bu defa polis 30’a yakın TKP’li öğrenciyi gözaltına almıştır.
Yurtsever öğrencilerin dağıttığı “Üniversiteye Haçlı Seferi” başlıklı bildiride, Türkiye’deki gericilerin Amerikancılıkları teşhir edilmekte ve emperyalizmin, başta AKP ve Fethullah Gülen olmak üzere, gericileri bölgesel çıkarları için kullandığı, direncin yurtsever bilinçten çıkacağı vurgulanmaktadır.
Anlaşılan yarası olan gocunmaktadır. Bu söylenenlere kim karşı çıkabilir? AKP’nin ABD yardakçılığını, ABD’de ikamet eden Fethullah Gülen’in Orta Asya ve Kuzey Irak’taki okullarının ABD onayıyla açıldığını, Fethullah Gülen’in ABD emperyalizmine hizmet ettiğini anlamamak, görmemek mümkün müdür? ABD’nin Ortadoğu’nun kardeş halklarına karşı kullanmak istediği Türkiye’yi istediği gibi yönetebilmek için Türkiye’ye ılımlı İslam modelini uygun gördüğü bir sır mıdır?
Türkiye’de gericilik güçlenmektedir. Türkiye’de gericilik güçlendikçe, ABD’nin sömürgeci planlarına daha çok bağlanmakta; devlet sosyal sorumluluklarını terk etmekte, sosyal güvenceler ortadan kalkmakta; topraklar, okullar, fabrikalar, kısacası her şey “babalar gibi” satılmakta, bağımsızlığımız yok olmakta; işsizlikten kıvranan, güvencesiz halk sadakalara muhtaç edilmekte ve yine gericiler palazlanmaktadır.
Kısacası, Türkiye korkunç bir kısır döngünün içine sokulmaktadır. Bu kısır döngüden özgürlük bekleyen akılsızlar ise halen bulunmaktadır. Bu kısır döngüden üniversiteye her geçen gün itibarsızlaşma, piyasacılaşma ve gericileşme düşmektedir. Yeni YÖK başkanının görevi budur ve gericileşmeden, piyasalaşmadan özgürlük değil bağımlılık ve karanlık çıkmaktadır.
Güçlenen gericiler, ABD emperyalizmine değil sosyalist öğrencilere saldırmaktadır. Fethullahçıların ağırlık kazandığı polis, sosyalist öğrencileri gözaltına almaktadır. Saldırı yalnızca yurtsever öğrencileri değil, üniversitede hâlâ teslim alamadıkları ilericiliği hedef almaktadır.
Şimdi herkesin piyasacı-gerici kısır döngü karşısında düşünme, tereddütleri bir yana bırakma zamanıdır. Tüm üniversite bileşenlerini, bu kısır döngüyü kırmaya, AKP’siyle, Fethullahçısıyla gericilerin saldırılarına karşı dayanışmaya ve bağımsızlık, aydınlanma ve eşitlik için yurtsever mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.
Üniversite Konseyleri Derneği