basın açıklamaları

Akademiyi böyle bitiremezsiniz!

Görünen odur ki yargı artık yalnızca siyasal iktidarın emirleriyle hareket etmektedir. Obamacı ve Fethullahçı yargı mensupları AKP’ye karşı her türlü muhalefeti ortadan kaldırmaya yeminlidir.
Hiçbir ilericiliğe tahammülleri kalmamıştır. Kız çocuklarını evlerinden çıkarıp okumalarını sağlamak soruşturma konusudur. Yurtsever olmak darbecilikle yaftalanmaya yetmektedir. Darbeye karşıyım demek yetmemekte, AKP destekçiliği aranmaktadır. Amaç ortadadır: AKP’ye karşı olmak, AKP hükümetine muhalefet etmek, anayasal suç haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Bu durumda üniversitelere türban girmemesi için taraf olanlar elbette hedef tahtasında olacaktır. Herkes, hedefte şimdi kimler var demektedir. Hayır, kimse sinmemelidir. Üniversite, üyelerine sahip çıkmalıdır. Tabii ki bunu bugünkü üniversite yönetimlerinden bekleyemeyiz. Üniversite bileşenleri arkadaşlarını, hocalarını yalnız bırakmamalıdır.
ÜKD olarak bu yaşananlara seyirci kalmayacağız. Hocalarımız Cihan Demirci, Ayşe Yüksel, Filiz Meriçli derhal serbest bırakılmalıdır. Türkan Saylan’dan hükümet adına derhal özür dilenmeli; kolluk kuvvetlerinin verdiği zararlar ortadan kaldırılmalıdır.

ÜKD Yönetim Kurulu

YÖK’ün Kendini Aklama İfadelerinin Altında Neler Yatmakta?

24–25 Mart tarihleri arasında YÖK Genel Kurul toplantıları gerçekleşmiş ve bu toplantılarda 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun bazı maddelerinin değiştirilmesi konusu görüşülmüştür. Hedeflenen değişim kuşku götürmez bir şekilde neoliberal politikalarla uyum içerisinde olan, üniversitelerde gericiliği ve bağımlılığı geliştiren bir eksende olacaktır. Buna karşın YÖK, gerçekleştirmeyi planladıkları değişiklikleri akademisyeniyle, toplumuyla barışık bir şekilde, YÖK’ün bugüne kadar sahip olduğu kirli kimlik ile hesaplaşıyormuşçasına yapmaktadır. Asıl tehlike buradadır!

YÖK başkanvekili İzzet Özgenç 25 Mart tarihinde gerçekleştirdiği YÖK bilgilendirme toplantısı ile önceki YÖK dönemi ile hesaplaşma görüntüsü altında YÖK’ün yeni yönelimlerini ortaya koymuştur. Ele aldıkları başlıklardan birisi, yani araştırma görevlilerini ilgilendiren düzenlemeler son süreçte İstanbul Üniversitesi merkezli başlayan direnişten ötürü ayrıca bir önem taşımaktadır. Araştırma görevlilerinin iş güvencesi merkezli başlattıkları mücadeleleri YÖK’ü o kadar rahatsız etmiştir ki bu direnişi bir provokasyon olarak nitelemişlerdir. Buna karşın, görmezden gelemeyecekleri bir eylemlilik olduğu için de yeni düzenlemelerin araştırma görevlilerinin var olan sorunlarına çözüm getireceğini ifade etmişlerdir.

YÖK Örgütlülüğümüze Saldırıyor

YÖK’ün rektörlüklere yazdığı bir yazı ile akademisyenlerin meslek kuruluşları ve derneklerde yöneticilik yapmasının izne bağlanmasını istediği kamuoyuna yansımış durumdadır. YÖK’ün bu yazısı akademisyenlerin örgütlenmesine açık bir saldırıdır. Bu yazı ile amaçlanan, kapitalist düzenin krize girdiği bir dönemde krizin emekçilere fatura edilmesine engel oluşturabilecek meslek ve kitle örgütlerinin baskı altına alınmasıdır.

Düzce Üniversitesinde Huzursuzluk Artıyor

AKP iktidarının üniversitelerde kadrolaşma politikasına paralel olarak Düzce Üniversitesi’nden de gerici kadrolaşmanın sürdüğü haberleri gelmektedir. Belli cemaat mensupları başta tıp fakültesi olmak üzere bu üniversitede toplanmaktadır. En son, “orucun sağlığa yararları” ve buna benzer konularda Mesudiye Medresesi’nde seminerler veren bir öğretim üyesinin atamasının yapıldığı öğrenilmiştir.

Yunus Söylet'in Rektörlüğü Kabul Edilemez!

YÖK’ün İstanbul Üniversitesi rektörlüğü için ismini birinci sırada cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderdiği Yunus Söylet’in AKP’nin adamı olduğu bir sır değildir. Bizzat Tayyip Erdoğan’ın özel doktoru ve “Türbana Özgürlük!” imzacısı olmasından, üyesi olduğu “Hekim Hakları Platformu”na ve Hekim Hakları Derneği’ne kadar her şey bunu göstermektedir. Bu açıdan Yusuf Ziya Özcan’dan farksız biridir.
Ülkeyi “babalar gibi” satan AKP’nin yolundan giden Yunus Söylet, İstanbul Üniversitesi’nde azgın bir piyasalaştırmaya hazırlanmaktadır.

İçeriği paylaş